Bu Blogda Ara

28 Nisan 2013

AKP'nin SBS ve millî eğitim ile imtihanı

SBS ile ilgili yeniden düzenleme ya da yapılandırma çalışmaları devam ediyormuş. Konuyla ilgili düşüncelerimin özeti şöyle: 

Amerika'yı yeniden keşfe ihtiyaç var mı? Her şeyimiz taklit nasıl olsa. Ceza Kanunu'nu İtalya'dan, Medeni Kanun'u İsviçre'den almışsın mesela. Düzgün birkaç Batı ülkesi (Almanya, İngiltere vb.), Amerika ve Japon eğitim sistemleri incelenir, ne olacağına karar verilir. Aksi takdirde farklı hükûmetlerde değil, aynı hükûmet içinde bile iflas eden eğitim uygulamalarıyla karşı karşıya kalırız. SBS tarihçesine baktığımızda AKP'nin -maalesef- ne kadar başarısız ve tutarsız işlere imza attığı ortadadır. Dilerim yeni bir başarısız süreç yaşanmaz.

27 Nisan 2013

Liselinin oynadığı bahis, orta direğin at yarışı derdi, beni gerdi

Kısacık bir şehir içi otobüs yolculuğunda tanık ve kulak misafiri olduklarımdır.

İki liseli genç (Liseli olduklarını nereden biliyorum? Tabii ki tecrübelerimden. Üniversite öğrencisi olamayacak kadar yerli ve çantalı; ortaokul öğrencisi olamayacak kadar konuya hâkimler. vs.) otobüsün arka tarafında önlü arkalı oturdular. Havadan sudan konuşurken bahis, bahis konusuna geldi. Oynadıkları kuponlardan söz açtılar. İsabetli oynayıp oynamadıklarını istişare ettiler. Bu konuşmadan öğrendiklerim: Almanya'da Bayern kimseye göz açtırmıyormuş, bu yüzden şampiyonluğu garantilese de puan kaybı imkânsızmış. Türkiye'de Gekas gol attığı zaman Akhisar'ın yenilmesi mümkün değilmiş vs. vs. Bu konuşma sırasında "üst oynamak", "handikap" türünden birtakım bahis terimlerini de öğrenmiş oldum. Şöyle düşündüm: Bu gençler okul işlerinde, derslerde, eğitim çalışmalarında da bu şekilde tahlil ve değerlendirme yeteneğine sahiplerse imrenilecek bir düzeydeler. Yok, sadece bahis olayının hatırına sağdan soldan derleştirdikleri bilgileri paylaşıyor ve yalnızca ailelerinin bütçe imkânlarını -muhtemelen- zorlayarak kendilerine verdikleri harçlıkları bahis için, iddia için harcıyorlarsa ortada üzülünecek bir durum var demektir.

Gençlerin konuşmalarına tanık oluşumun üzüntüsü ve hayal kırıklığıyla gözlerimi hemen önde oturan, elinde bir mecmua tutan zâta çevirdim. Sayfaları alabildiğine dikkatlice inceleyişi, yazıların hakkını verişi özenilecek, takdir edilecek bir tarzdaydı. Biraz daha dikkatlice bakınca maalesef meselenin benim algıladığımdan daha farklı olduğunu anladım. Kahramanımızın pürdikkat incelediği mevkute, bir at yarışları mecmuasıymış. İri yazılara alıcı gözle bakınca, atların son yarış performanslarının, daha önce elde ettikleri derecelerin bulunduğu sayfanın incelenmekte olduğunu gördüm. Bir kez daha hayal kırıklığına uğradım, Türk irfanı adına üzüldüm. Bu otobüsten bana ekmek çıkmayacağını ancak o zaman fehmettim.

Ve mine'l-garâib.

22 Nisan 2013

Bismillahın kapsama alanı


Bu kitabım senin için

Karnı çocuk yorgunu Anam.
Dokuz oğlanla dört kızın kaynağı,
Sayısız torunun pınarbaşı, soyağacı...
O boylarımız, yüzümüz, o renk renk
gözlerimiz senin rahminin bağışıydı bizlere,
senin kanının bir yorumuydu dünyaya...
Bu kitabım S e n i n  i ç i n...

Osman Şahin, Acı Duman, Öyküler, Cem Yayınevi, İstanbul, 1983.

İki yüreğim yok benim, bu acılara dayanacak.

Başlıktaki söz Kızılderili önderi Matavata'ya aitmiş. "Acı üstüne acı, zehir üstüne zehir / Dayanılmaz olsa da dayanmamız gerekir." demiş koca şair Mehmet Çınarlı. Ve bilinen bir hatırlatma: Kalpler ancak Allah'ı andıklarında huzur bulur.

Beklenen ya da birdenbire sökün ediveren acılar karşısında dayanabildiğimiz kadar dayanmamız gerekiyor demek ki! Ve öyle durumlarda sığınağımız, korunağımız yaratıcımızdan başkası değil.

Kızılderili reisinin sözü çok şiirsel dursa da teslimiyeti imliyor. İnanan insanın sabırla, dayanmayla, inançla katetmesi gereken mesafeyi, hiç olmazsa durması gereken noktayı göstermiyor.

Bu güzel ilkbahar gününde bunları aklıma getiren ne oldu? Bir bilebilsem...