Bu Blogda Ara

13 Haziran 2013

FB, Gezi Parkı, UEFA, Platini ve bize özgü gariplikler...


Avrupalıların Gezi Parkı ile ilgili her yaklaşımını reddedip, UEFA'nın FB ile ilgili her kararını/hamlesini bağrımıza basıp benimsemek, bizim topluma özgü garipliklerden olsa gerek. Platini'yi adaletin yılmaz savunucusu olarak görenler biraz arşiv karıştırıp ne tip işlere göz yumduğunu araştırsalar bu tavırlarından belki vazgeçerler. Fakat gözümüzü "fanatizm" kör etmiş. 

Özetleyelim: FB, şikenin mağduru olduğu iddiasında bulunan kulübü ve yandaşlarını o sene yenmiş mi? Yenmiş. Neyi tartışıyoruz beyler. Bir takımın Karabüğü deplasmanda yenebileceğinize aklınız kesiyor, Fener'in deplasmanda Sivas'ı yenemeyeceğine mi aklınız kesmiyor? Ayrıca "Dahleden dinimize bari Müselman olsa!" özlü sözü hem Platini hem de yerli antifener lobisi için geçerli. Lig tarihi boyunca azıcık dahi olsa şikeye ve gayrimeşru işlere bulaşmış olan bütün kulüplerin FB dahil Allah cezasını versin, deyip duanın kapsama alanını genişletelim. Siz de amin deyin gönül rahatlığıyla. Bu dua kabul edildiğinde hiçbirimizin takımının ortada kalmayacağını hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Fakat eyyamcılık, mantıklı olmaktan daha baskın çıkıyor. Fener'i kurban verirseniz, aynaya baktığınızda kendinizi temiz mi göreceksiniz? Merak konusu... 

Asıl trajik olan şey şu: FB'nin haklı şampiyonluğu ağlak tipler sayesinde hâlen tartışma konusu olurken, sisteme yamanan, sistemden yana görünen "I love you hocam!"cılar antifener cephesiyle kol kola kupaları kaldırmaya devam ediyor. Sizi kaç kupa keser aslanlarım? Arka arkaya kaç şampiyonluk alınca FB'nin yakasından düşersiniz, merak içindeyim.

11 Haziran 2013

Adnan Menderes "halk çocukları ayaklanması"nı (!) 53 sene önce anlatmış

53 sene önceden günümüze ışık tutan bir konuşma. Zarif Türkçenin sahibi Adnan Menderes. 27 Mayıs darbesinden kısa bir süre önce aynı ayın başlarında yapmış bu konuşmayı. O zamanlarda da sokaklarda "halk çocukları ayaklanması" (!) varmış. Menderesi iyi dinlemek lazım. Bugünleri anlatıyor. Olaylara nasıl bakmamız gerektiğini işaret ediyor. Basiretli ve sağduyulu bir konuşma.

Hem Türkçe sevgimizi de pekiştirmiş oluruz. 

Menderes'e rahmet. Darbecilerin hepsinin canları cehenneme!

03 Haziran 2013

"Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hâlâ anlamadın mı?"

Gerçek hak arama eylemlerinin destekçisi olabilecek, mağdur kitlelerin yanında bulunabilecek kadar olgun hissediyorum kendimi. Fakat, şu yarı "Türk Baharı"(!) yarı "kalkışma" eylemlerinin geldiği noktayı haklı görmemi sağlayabilecek herhangi bir argüman yok ortada. Bu da beni "özgürlük karşıtı" yapmıyor. Nasıl ki Gezi Parkı eylemcilerinin polis araçlarını ters çevirmeleri, prefabrik ev yakmaları, devletin ve vatandaşın malına zarar vermeleri, insanları dövmeleri, camide bira ve sigara içmeleri ve buna benzer durumlar onların "özgürlük destekçisi" olduğunu göstermiyorsa.

Çok laf gereksiz. Ülkenin altını üstüne getiren eylemlerin asıl niteliği, başlıktaki sosyal ağ iletisinde özlü biçimde dile getirilmiş. Adam doğru söylüyor. Yaşananları safça "Gezi Parkı protestosu" olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Niyet apaçık ortada duruyor. Tabii ki görene!

31 Mayıs 2013

Futbol, Fenerbahçe ve yeni teknik direktörü; Vural Yılmaz, Ersun Yanal, Mustafa Denizli vd.

Futbolun içine, "iddia" dolaylarından kumar bulaştırdılar bulaştıralı ve dahi maçları TRT'nin ekranlarından şifresiz izleyebildiğimiz dönemlerin bitişinden beri doğrusunu isterseniz futbolla ilgilenmenin ve maçları takip etmenin çok fazla bir tadı kalmadı.

Taktik savaşı, zekâ gücü, estetik, paylaşım ruhu vb. pek çok ögenin içinde barındırıldığı bir spor alanı olması bakımından hemen her kitle futbola ilgi duyuyor, onun uzağında kalamıyor. Sınırlarını iyi belirlemek, işi abartmamak, başka insanların haklarını çiğneyecek raddelere getirmemek, toplumsal barışa katkı sunacak ahlakta ve olgunlukta kalmak şartıyla kitlelerin spora olan ilgileri makul sayılmalı.

Futbol içinde benim özel alanım Fenerbahçe. Yaklaşık son on senedir, lig mücadelesinin ilk ikisi için aday takımlardan bir tanesi. 100 küsur yıllık kulübün Avrupa'daki en büyük başarısı da bu sene gelebildiği Avrupa Ligi yarı finali. Yıllar yılı, ligimizdeki iç çekişmeler, rekabetler yeterli görülür; seyirci ve taraftarlar yerli rekabetle avutulurken Avrupa'daki başarısızlıklara kimsenin bir diyeceği de olmazdı. FB dâhil pek çok kulübümüzün farklı yenilgiler alarak taraftarlarını üzdüklerine çok kez tanık olmuşuzdur.

Değişen dünyayla, spor anlayışıyla birlikte, yerel başarılar taraftarları tatmin edemez oldu. Ligin üç büyüğü olan kulüplerin başkanlık, teknik direktörlük ve kulüp yapılanması anlamında, Avrupa'da istikrarlı bir başarı profili çizebilecek durumda bulunmaları gerekiyor. Kulüpler; ortak aklın, taraftar beğenilerinin, ve sporun bilimsel değerlendirmelerinin de yönetim anlayışını etkilediği yerler olmalı.

Bu değerlendirmeler ışığında FB teknik direktörü Aykut Kocaman'ın istifasının ardından yaşanan gelişmeler, basına yansıdığı kadarıyla, Fenerbahçe'nin doğru bir çizgi, isabetli bir tercih üzerinde yürümediğini gösteriyor. Geçmişte yapılan yanlışlardan ders çıkarmaktan geçtim, aynı yanlışlar tekrarlanıyor. 

Mesela Mustafa Denizli ismi teknik direktörlük için ön plana çıkarılıyor. Şampiyonlar Ligi'nde Fener'e sıfır çektiren Denizli -maalesef- favori adaylardan biri. Şu dünyanın işine bakın! Yönetimde akıl tutulması yaşanıyor sanıyorum. Şu link aydınlatıcı bilgiler içeriyor: http://www.ligtv.com.tr/haber/denizli-yine-sifir-cekti

Kendisine Avrupa organizasyonlarının en büyüğünde, kara bir leke armağan etmiş bir teknik direktörü FB'ye getirmek hangi akla hizmet etmek demektir! Seyirciyle ve taraftarla düpedüz alay etmektir bu. Bu sevdadan yol yakınken dönülmesi gerekmektedir.

Ersun Yanal adı da ön planda olan isimlerden biri. Nihayetinde, geçmişindeki başarıları, FB'ye yakışırlığı konusunda zorlanacağımız bir isim. 

Başarıyla ve yakışırlıkla ilgili kıstaslarımız şunlar: 1. Herhangi bir kulübü Türkiye liglerinde ilk ikiye sokmuş olmak. 2. Herhangi bir kulübü kendi görev aldığı dönem itibarıyla ligde tutmak, kulübün düşmesine mani olmak. 3. FB'ye gönülden bağlı olmak. 4. FB'yle takıntılı kulüplerde, herhangi bir şekilde görev yapmamış olmak.

Geriye yerli teknik direktör olarak FB camiasını ve bu camianın sorunlarını yakından bilen, taraftarı anlayabilecek, takıma düzgün futbol oynatabilecek, şımarık futbolcuları hizaya sokabilecek bir Yılmaz Vural kalıyor ki benim tercihim ondan yanadır. Yılmaz Vural'ın teknik direktörlüğünde saha içini bilemem ama saha kenarının daha dinamik olacağı kesin. O enerjiyi futbolcularına aktarabilse bu bile kâr aslında. Fakat "kurtlar sofrası"nda kendisine pay verirler mi? Meçhul.

İlgililere duyurmadan edemedim. 

Ve tabii, -futbol anlayışını, futbol oynatma tarzını beğenmesem de- zor zamanlardaki kişilikli duruşu için Kocaman'a teşekkürler.

27 Mayıs 2013

Amerikan Life dergisinde 27 Mayıs darbesinin izleri

Life dergisinin 13 Haziran 1960 tarihli nüshasında "The Dilemma of Turkey" başlığı altında yayımlanan yazı iki  büyük fotoğrafla süslenmiş. Fotoğraflar aşağıdadır. İlgili sayfaya ulaşmak için tıklayınız. Bu vesileyle şehid Menderes'e ve arkadaşlarına rahmet diliyorum. Allah bir daha fırsat vermesin millet düşmanlarına. Amin.

Cemal Gürsel ve Alparslan Türkeş darbe zamanlarında.

Millî Şef İnönü yine aynı dönemde askerimizin yüzünü okşuyor.

19 Mayıs 2013

10. Yıl Marşı'nın darbeciler tarafından yargılanan şairi: Faruk Nafiz Çamlıbel

Küçükken severek  dinlediğim (çocuk aklı!) 10. Yıl Marşı, 28 Şubatlı yıllarda neredeyse İstiklal Marşı'nın da önüne geçirilmiş bir marştı. Doğrusu, o dönemde "millî marş"tan daha öncelikli ve itibarlı bir marştı. Toplantılarda bu marşa gerekli ihtimamı, değeri göstermeyenler (!) toplantının diğer katılımcıları tarafından hiç değilse "bakışlarla", "sataşmalarla" hizaya getirilir; ayağa kalkılması gerekli ya da zorunlu olmayan bu marşta ayağa kalkmayanlar toplum nazarında aforoz edilir, ikinci sınıf insan derekesine düşürülür, bu marş okunurken ayağa kalkmak ve eldeki bayrağı çılgınca birilerinin gözüne sokarcasına sağa sola sallamak haksız bir şekilde "vatanseverliğin" neredeyse tek ve temel ölçütü sayılırdı. Buna benzer bir atmosferi CSO'nun bir konseri sırasında naçizane ben de yaşamıştım. Bu marşa, şimdi duymakta olduğum antipatinin sebeplerinden biri budur.

Diğerine gelince: Marş'ı Behçet Kemal Çağlar'la birlikte yazmış olan şairlerden Faruk Nafiz Çamlıbel, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Yassıada'da yargılanmış, darbenin kahrını çekmiş, Yassıada yıllarını da Zindan Duvarları (Han Duvarları'ndan mülhem) adlı eserinde anlatmış değerli bir şairimizdir. Onun çektiği çileler, marşından daha fazla hak etmektedir saygıyı. O zindanda yatarken radyolar ironik olarak 10. Yıl Marşı çalmaktadır yurttaşlarımıza. Marşın diğer şairi Behçet Kemal ise darbecilerle birlikte saf tutmuştur ne yazık ki!

Günümüz Türkiye'sinin gitmekte olduğu "görece demokratik" istikamette, anma, kutlama amaçlı toplantılar vesile bilinerek 10. Yıl Marşı'nın hâlen çalınmakta oluşu, olsa olsa toplumun ve idarecilerin bir kesiminin yaşadığı anakronizm rahatsızlığıyla  ilgili olabilir. Bu durum, sağlıklı bir yapıyı işaret etmiyor bize.

Çocukluğumun üzerinden şu kadar zaman geçtikten sonra salim kafayla yaptığım değerlendirmede ulaştığım sonuç, bu marşın, ancak ve sınırlı olarak sadece yazıldığı dönem için bir değer ifade ettiğidir. Sanatsal değeri ise sıfıra yakındır.

Bazı şeyler büyüdükçe anlaşılıyor maalesef.

28 Nisan 2013

AKP'nin SBS ve millî eğitim ile imtihanı

SBS ile ilgili yeniden düzenleme ya da yapılandırma çalışmaları devam ediyormuş. Konuyla ilgili düşüncelerimin özeti şöyle: 

Amerika'yı yeniden keşfe ihtiyaç var mı? Her şeyimiz taklit nasıl olsa. Ceza Kanunu'nu İtalya'dan, Medeni Kanun'u İsviçre'den almışsın mesela. Düzgün birkaç Batı ülkesi (Almanya, İngiltere vb.), Amerika ve Japon eğitim sistemleri incelenir, ne olacağına karar verilir. Aksi takdirde farklı hükûmetlerde değil, aynı hükûmet içinde bile iflas eden eğitim uygulamalarıyla karşı karşıya kalırız. SBS tarihçesine baktığımızda AKP'nin -maalesef- ne kadar başarısız ve tutarsız işlere imza attığı ortadadır. Dilerim yeni bir başarısız süreç yaşanmaz.

27 Nisan 2013

Liselinin oynadığı bahis, orta direğin at yarışı derdi, beni gerdi

Kısacık bir şehir içi otobüs yolculuğunda tanık ve kulak misafiri olduklarımdır.

İki liseli genç (Liseli olduklarını nereden biliyorum? Tabii ki tecrübelerimden. Üniversite öğrencisi olamayacak kadar yerli ve çantalı; ortaokul öğrencisi olamayacak kadar konuya hâkimler. vs.) otobüsün arka tarafında önlü arkalı oturdular. Havadan sudan konuşurken bahis, bahis konusuna geldi. Oynadıkları kuponlardan söz açtılar. İsabetli oynayıp oynamadıklarını istişare ettiler. Bu konuşmadan öğrendiklerim: Almanya'da Bayern kimseye göz açtırmıyormuş, bu yüzden şampiyonluğu garantilese de puan kaybı imkânsızmış. Türkiye'de Gekas gol attığı zaman Akhisar'ın yenilmesi mümkün değilmiş vs. vs. Bu konuşma sırasında "üst oynamak", "handikap" türünden birtakım bahis terimlerini de öğrenmiş oldum. Şöyle düşündüm: Bu gençler okul işlerinde, derslerde, eğitim çalışmalarında da bu şekilde tahlil ve değerlendirme yeteneğine sahiplerse imrenilecek bir düzeydeler. Yok, sadece bahis olayının hatırına sağdan soldan derleştirdikleri bilgileri paylaşıyor ve yalnızca ailelerinin bütçe imkânlarını -muhtemelen- zorlayarak kendilerine verdikleri harçlıkları bahis için, iddia için harcıyorlarsa ortada üzülünecek bir durum var demektir.

Gençlerin konuşmalarına tanık oluşumun üzüntüsü ve hayal kırıklığıyla gözlerimi hemen önde oturan, elinde bir mecmua tutan zâta çevirdim. Sayfaları alabildiğine dikkatlice inceleyişi, yazıların hakkını verişi özenilecek, takdir edilecek bir tarzdaydı. Biraz daha dikkatlice bakınca maalesef meselenin benim algıladığımdan daha farklı olduğunu anladım. Kahramanımızın pürdikkat incelediği mevkute, bir at yarışları mecmuasıymış. İri yazılara alıcı gözle bakınca, atların son yarış performanslarının, daha önce elde ettikleri derecelerin bulunduğu sayfanın incelenmekte olduğunu gördüm. Bir kez daha hayal kırıklığına uğradım, Türk irfanı adına üzüldüm. Bu otobüsten bana ekmek çıkmayacağını ancak o zaman fehmettim.

Ve mine'l-garâib.

22 Nisan 2013

Bismillahın kapsama alanı


Bu kitabım senin için

Karnı çocuk yorgunu Anam.
Dokuz oğlanla dört kızın kaynağı,
Sayısız torunun pınarbaşı, soyağacı...
O boylarımız, yüzümüz, o renk renk
gözlerimiz senin rahminin bağışıydı bizlere,
senin kanının bir yorumuydu dünyaya...
Bu kitabım S e n i n  i ç i n...

Osman Şahin, Acı Duman, Öyküler, Cem Yayınevi, İstanbul, 1983.

İki yüreğim yok benim, bu acılara dayanacak.

Başlıktaki söz Kızılderili önderi Matavata'ya aitmiş. "Acı üstüne acı, zehir üstüne zehir / Dayanılmaz olsa da dayanmamız gerekir." demiş koca şair Mehmet Çınarlı. Ve bilinen bir hatırlatma: Kalpler ancak Allah'ı andıklarında huzur bulur.

Beklenen ya da birdenbire sökün ediveren acılar karşısında dayanabildiğimiz kadar dayanmamız gerekiyor demek ki! Ve öyle durumlarda sığınağımız, korunağımız yaratıcımızdan başkası değil.

Kızılderili reisinin sözü çok şiirsel dursa da teslimiyeti imliyor. İnanan insanın sabırla, dayanmayla, inançla katetmesi gereken mesafeyi, hiç olmazsa durması gereken noktayı göstermiyor.

Bu güzel ilkbahar gününde bunları aklıma getiren ne oldu? Bir bilebilsem...

10 Mart 2013

Ve O Adamlar - Özdemir İNCE

VE O ADAMLAR

Zerzevatçılar, diyor, naneciler, bozacılar, yoğurtçular,
bağıra bağıra geçmişlerdi dört mevsim bütün sokaklardan,
gözleri toktu, zengindi gönülleri, kiminin sesi güzeldi,
bir çalar saatti varlıkları kapımızın önünde,
hayat ucuzdu, on kuruşa bir kilo et, iki paraya bir
            kilo sakız leblebi, -ne bileyim
öyle değildi belki de ah akıl mı kaldı bende
            öldürecek beni şu romatizmalar
            her şey siliniyor birer birer aklımdan-,
hiçbiri, hiçbir şey kalmadı şimdi bana o zamanlardan;
nerede bu adamlar, o sesler, neredeler, ne yapıyorlar şimdi?

- Sorsana yavrum şu memur beye, ben kimim, neyim, neredeyim?


Özdemir İNCE, Yedi Deryalar Geçsen, 106

15 Şubat 2013

İsmet Özel niçin yazıyor?

Bu soruya kesin bir cevap vermek güç görünse de "anlaşılmamak için" şeklindeki bir cevaba kimselerin bir itirazı olmaz. Özel'in, anlattığı davanın önemiyle mütenasip bir ifade biçimi geliştirdiğini söylemek iyimserlik olur. Mademki yeri geldikçe köklerden referanslar gösteriyor, "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz."i üslubuyla ilgili olarak hatırlatmamız niçin yersiz olsun? Büyük davalar anlaşılmamak için mi dile getirilir? Her dile getiriş, anlaşılmayı da talep ettiğimiz anlamına gelmez mi? 

İstiklal Marşı Derneğinin internet sitesindeki son dönem şiirlerine bakan biri o şiirlerin (!) zaafla malul olduğunu iddia etmezse "şiir"e haksızlık olur. Şiir basit bir kelime cambazlığı, söz oyunculuğu, az kullanılan çeşitli sözleri bir araya getirip dizme oyunu mudur? O şiirlerden (!) geleceğe kaç mısra kalacak? Özel, bu şiirleriyle, dalga geçme hakkını mı kullanıyor? Kiminle, niçin? Eğer öyleyse bunu niçin İstiklal Marşı'nı da içinde barındıran bir kurumun sitesinde yapıyor.

Özetle: Aydınlanmak istiyorum, fakat bu şekilde değil. Kolaylaştıran, sevdiren bir Özel bekliyorum.

Kimi yazı ve şiirlerini okumak isteyenler İstiklâl Marşı Derneğinin internet sitesi için tıklasınlar.


25 Ocak 2013

Politikacı, politik/acı

Benden önce kullanılmış olmalı. Kaçırılmayacak cinsten bir benzeşim çünkü. Son bakanlık değişimleri hatırlattı. Özet düşüncem şudur:

Siyasetçiler, halkın daima hayırla yâd edeceği kişiler olsunlar, eyyamcı olmasınlar, bir zümreye/topluluğa  yaranmaya çalışmasınlar, bir grubu haksızca karşılarına almasınlar, şahsi çıkar peşinde koşmasınlar velhâsıl politik acı olmasınlar, dosdoğru politikacı olsunlar.

17 Ocak 2013

Adil Han Kitapçılar Çarşısı ve Ayışığı Kitabevi sizi bekliyor.

Ankara'da ikinci el kitap, kullanılmış kitap satan esnafın yoğun olarak bulunduğu yer Zafer Çarşısı'nın hemen bitişiğindeki Adil Han'dır. Burada sahaflar da bulunmakta. Akşam geç saatlere kadar açık olan bu çarşıda istediğiniz, aradığınız kitapların izini sürebilir, birkaç kata yayılmış kitapçıları gezebilir, aradığınızı bulursanız çok uygun fiyatlara alabilirsiniz. Aradığınızı bulamasanız dahi teselli mükâfatı kabilinden 5 tanesi 10 TL gibi kampanyalı ve uygun fiyatla alabileceğiniz kitaplar seçebilirsiniz. Her dükkânda size hitap edebilecek eserlere rastlamak mümkün. Aşağıdaki resim Adil Han'da Ayışığı Kitabevinin hemen önündeki rafları, kitap sergisini ve bu raflardan/sergiden kitap seçmeye çalışan kitap okurlarını gösteriyor. Çarşı pazar günleri dâhil haftanın yedi günü kitap dostu okurları bekliyor. Gidelim, seçelim ve alalım. Bizden söylemesi...

Son bilgi: Gündoğan'ın eşi kolon kanseri olmuş, kemoterapi tedavisi görmekteymiş. Yeni duydum. Allah şifa versin. Hiç olmazsa maddi sıkıntı çekmemesi için daha çok kitap alınabilir, bütçelerimiz doğrultusunda. 3 tanesi 10 TL, 7 tanesi 20 TL vb. fiyatlar...