Bu Blogda Ara

27 Kasım 2012

Öğretmeni anlamaya dair

Sözü uzatmaya gerek yok. Başlamadan bitireyim: "Öğretmenin maaşının diğer memurlara haksızlık" olduğunu söyleyen zâtla, Öğretmenler Günü'nde* öğretmenlerini ağırlayan, öğretmenlere övgü düzen zât aynı kişi. Bu apaçık bir çelişki. Hükûmet karar vermeli. Öğretmen; emir eri, zavallı, vur sırtına ekmeğini al nevinden memur tayfası mı sayılacak, ülkenin geleceğini harmanlayacak, karacak, oluşturacak entelektüel topluluk mu? 

Sorunun cevabı konusunda iyimser değilim.

* Bu çeşit günlerin tamamına -hele Öğretmenler Günü gibi darbe dönemi ürünü olanlarına- karşı olan biri olarak söylüyorum bunları.  

12 Kasım 2012

Görmezlere bir manzara israfı bu Tanrım!




Görmezlere bir manzara israfı bu Tanrım!
Beyhude güneşler doğuyor, beyhude aylar...
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

08 Kasım 2012

Atatürk çiçeği olur mu?

Soru cümlesiyle başladığımıza bakılıp olmaz dememiz düşünülmesin; olmuş bile. Bitkibilim ya da botanik -doğrusu bu ya- takip ettiğim bir alan değil. Bırakın mahalle parkındakileri, binamızın bahçesindeki bitkilerin adlarını dahi bilmem. Fakat adlarının Ecevit çiçeği, Demirel çiçeği, Erdoğan çiçeği olmadıklarına kalıbımı basarım. Demek ki yeni zamanlarda, yakın dönemde birtakım gelişmeler olmuş, birtakım yeni metotlarla daha önce hiç bulunmayan, hiç var olmamış bir çiçek türü bulunmuş ve adına Atatürk çiçeği denmiş. Üstelik 4-5 liralık fiyatıyla oldukça cazip olmalı ki duyuru panoları aracılığıyla tam da Atatürk Haftası dolaylarında cümle âleme ilan edilmiş. Aşk olsun! Keşke bütün bilim dallarında bu tür buluşlar olsa. O zaman tut tutabilirsen Türkiye'yi!

06 Kasım 2012

Ağzı olan konuşuyor

Adam henüz asgari ücret demeyi öğrenmemiş, askerî ücret diyor. Askerî ücret ne yahu! Bu cüret nereden geliyor? Bu da yetmiyor, büyük (!) bir gazetenin internet sitesinde ciddi ciddi yorum yapıyor. Cahil cesur olur. Bilmemek değil ama bilmediğini bilmemek katmerli ayıp.

Bilmeyenler olabilir diyerek "asgari" kelimesinin "en az, en düşük" anlamlarına geldiğini belirtelim.

03 Kasım 2012

Eğitimde devrim 2: "Bodrum katlarında beden dersi yapılırdı. Şimdi spor salonlarına geçiyoruz."

Başlıktaki cümle, yürütmenin başı tarafından söylenmiş taze pek çok cümleden sadece biri. Bizi de ilgilendirdiği için algıda seçicilik yapıp buraya aldık.

Bu cümle bir temenniyi mi yoksa gerçekleşmiş bir durumu mu yansıtıyor? Orası tam anlaşılamıyor. Gerçekleşmiş bir durumu yansıtıyor olsa, hükûmetin hiç olmazsa yeni yaptığı okullarda tamamlayıcı bir bölüm olarak "spor salonları"nın bulunmasını da beklemek hakkımız olurdu. Yani, yeni bir okul tasarlarken, spor salonunun bulunması, olmazsa olmaz şartlardan biri olurdu.

Etlik Anadolu İmam Hatip Lisesi
Bu sene içinde hizmete -nihayet- açılabilen Etlik Anadolu İmam Hatip Lisesinin durumu bu öngörüye uymuyor. Bina yeni olmasına yeni. Fakat, çevre sakinleri de şahittir ki öğrenciler beden eğitimi derslerini herhangi bir spor salonunda yapmıyorlar; çünkü okulun spor salonu yok ya da unutulmuş! Gerçi çevre sakinlerinden bir bölümü, bu konudaki iyimserliklerini binanın son katına gelinceye kadar devam ettirmişler, okulun en üst katının bir spor salonu olarak tasarlanmış olabileceğini düşünmüşlerdi. Ne yazık ki o da olmadı!

2012 Türkiye'sinde spor salonsuz bir okul hizmete açılabiliyorsa bir yerlerde yanlışlık yapılıyor demektir. Ben siyasetçilerin yerinde olsam, söylediğim sözlerin doğru olmasına dikkat eder, beni belli konularda yanıltabilecek bakanlar ve bürokratlar konusunda azami dikkati ve duyarlığı gösterirdim. Daha bugün söylenmiş bir sözümün daha bu sene açılmış bir okulla (Belki okullarla demek gerek.) çürütülmesine fırsat vermez, sözümün ve hedeflerimin hilafına planlama ve uygulama yapan her türden yetkilinin kıçına tekmeyi basardım.

01 Kasım 2012

Soğan Çorbası

Başlığa bakıp güzel bir çorba tarifi bulmak ümidiyle buradaysanız, üzgünüm, yok öyle bir tarif. "Soğan Çorbası" Rus şair Yevgeni Yevtuşenko'nun bir şiirinin ismi ve biz o şiirden Parislilerin geleneksel yemeklerinden biri olduğunu öğreniyoruz soğan çorbasının. Bu şiirin bazı seçilmiş mısraları şunlar:

"Ne, ne, ne?
                   Soğan çorbasını bilmiyor musunuz?
Görmemişsiniz, öyleyse, bu durumda Fransa'yı.
Haydi! Çabuk, Bayım, gidelim hemen!"
(...)
Paris'e şaşkın şaşkın bakan balıklar,
ve bunların üzerinde
tek başına hüküm sürer
lezzetli kokusu çorbanın.
Akıl almaz koku! İçilir bu çorba
sanki ayine gidilir gibi.
İşte o,
         kurnaz,
                    soğanlı, işte o
kıvıl kıvıl, bekliyor. Haydi gidelim!
Bu kutsal ilaçtan
bir kâse getirsinler bana!
Ah! Bu soğan!
                      Bu soğan!
Uç, gözle kaş arasında, uç git birden yorgunluğum.
(...)
Umursamadan yılları, yüzyılları
Fransız sofrasında
                           kraliçe kaldı.
Köylüler gibi
                    derebeyler de onu kaşıkladı.
Ama yalnızca köylüler ondan yararlandı.
                    Papalar
                             ve tiranlar,
şövalyeler savaşlara gittiler,
ağızlarında yapmacık şarkılar,
ama umursamadı bunu hiç
                                      bizim çorba
                                                        piştiği kazanlarda!

Hemen düzeltelim, düzeltelim hemen
o cümlesini benim toz sözlü arkadaşın.
"Her şey ölümlüdür Fransa'da
halktan
           ve soğan çorbasından başka!"

Yevgeni Yevtuşenko, Zima Kavşağı, Türkçesi: Özdemir İNCE, Kuzey Yayınları, Ankara 1985.

Acaba bizim şiirimizde de "soğan"dan bahseder buna benzer övgü şiirleri var mıdır? Daha açık soralım: Fransızlardan daha fazla soğan âşığı olan Türk toplumunun edebiyat temsilcileri soğan'ı anlatılmaya değer bulmuşlar mıdır? Merak işte...

Eğitimde devrim 1: E-okul sisteminde not girişi yapılamıyor

Kasım ayı gelmiş olmasına rağmen, öğretmenler E-okul sistemine öğrenciler için not girişi yapamıyorlar. Acaba sorun sadece Kaydet düğmesinin aktif edilmemesiyle alakalı olacak kadar basit mi, yoksa daha ciddi bir güvenlik sorunu mu var? Belki de bilmemizden hoşlanmayacakları bir şeyler...