Bu Blogda Ara

29 Ocak 2009

Modernize bir yeni yıl duası

1 Ocak duası...

Dua, ihtiyacımızın giderilmesi için kullandığımız bir araç değildir. Aksine, ihtiyaçlarımız dua etmemizi sağlamak için yaratılmış araçlardır.

Yeni yılın ilk günü de, azami beklenti içinde olduğumuz gündür. On gün sonra geçer. Fırsat bu fırsat o zaman. Bugün, iğneden ipliğe her şeyi sadece O'ndan isteyebileceğimizi hatırlama ve bütün arsızlığımızla isteme günü olsun. Hadi isteyelim...

Allah'ım, 2009'da bana, sevdiklerime, dostlarıma ve bizatihi düşmanlarıma, 'huzur' ver. Ama ben dahil hiçbirimizi huzur içinde gevşeyip tembelleşenlerden etme.

Ben konfor severim Allah'ım, sıcak severim en çok. Sıcak su, sıcak ev, sıcak havlu. Bunların neye mal olduğuna, ne pahasına bunlara sahip olduğumuza ilişkin bir vicdan azabından mahrum etme bizi. Ve dahi, bütün bunlar olmadan yaşama kudreti ver ki, sıra bunları yoksullarla paylaşabilmeye geldiğinde, o gün geldiğinde, hızla başka argümanlar geliştirip geri geri seğirtmeye kalkan kofti adamlardan olmayalım.

Dünyanın zavallı bölgelerindeki işgalcilere 'sağduyu' ve 'merhamet' ver; ve kendi küçük hayatlarımızda işgalci olmaktan koru bizleri. İşgalcinin rasyonalizasyon mekanizmasını çökert. Gerekiyorsa bizimkini de. Kimse 'işgal ettim çünkü bana ihtiyaçları var' diyemesin.

Uyanık görünümlü ahmaklardan, zeki görünen sıradanlardan, marjinalim numaraları çeken ahlakçılardan, muhafazakâr görünümlü puştlardan ve demokrat geçinen faşistlerden korunmamızı sağlayacak dedektörler ihsan eyle. 2009'da insan sarrafı olalım.

Mutsuzluğun büyüğü ile küçüğüne maruz kalmak arasında bir tercih yapma şansımız varsa, avantajlı seçeneğin yanına ışıklı oklar serp. Kör gözümüz görsün...

Tutarlılık kaygımız için ölçüler ihsan eyle. Emrettiğin şeylere uyabilmemizi, yasaklarından kaçınabilmemizi sağlayacak kadar donanımlı kıl.

2009 hidayete erenlerin yılı olmayacaksa eğer, hidayeti yüzyıllar kadar eski olanların inançlarının arttığı bir yıl olsun.

Geçen gün bir adam akrabasının 11 yaşındaki oğlunu öldürdü ve parçalara ayırdı. Üç çocuk bayramda el öpme bahanesiyle kapısını çaldıkları 45 yaşındaki bir kadına tecavüz edip, parasını çaldı. Gazeteler kendi kanından gelen çocuklarla ensest ilişki kuran, onlara tacizde bulunan yetişkinlerin haberleri ile doldu taştı: Allah'ım, 'insan'a neden bu kadar çok saygı duyduğunu anlamamı sağla.

2009, başörtülü olduğum ama çarşaflı olmadığım için, Türk olduğum için ve Türklüğümü bir kibir vesilesi haline getirmediğim için, alt sınıfın dertleriyle kaygılandığım için ve fakat sonuçta bir yeni orta sınıf ferdi olduğum için, demokrat olduğum ama neo-liberal olmadığım için, yurtsever olduğum ama ulusalcı olmadığım için, kadın olduğum için ve pek hanım pek anne bir kadın olamadığım için özür dilemek zorunda kaldığım bir yıl olmasın...

2009 sadece senden özür dilediğim bir yıl olsun. Ziyadesiyle 'şükrettiğim' bir yıl...

Beni ne olduğu çok açık olan zalimlerden ve insafsızlardan olduğu kadar, 'merhamet' ettiği için mikrofon uzatanlardan da uzak tut.

Mağduriyeti bir uzmanlık alanı haline getirmiş olanlarla sahiden mağdur olanları ayırabilmemi sağla.

Global krizi, bu son derece sert finansal çarpışmayı kolay atlatmamızı sağlayacak maddi manevi hava yastıklarıyla donat her yanımızı.

Hava yastığı demişken, 2009'da bol bol kilo verelim istiyorum.

2009'da enerjimiz, sevgimizi ve emeğimizi hak eden insanlara gitsin, nankörlük ve vefasızlık illetiyle zelil olmuş ruhlara değil...

Hayatımızı, maneviyatımızı, zevklerimizi ve iyiliklerimizi artıracak, geliştirecek kimselerle/ kitaplarla/ mecralarla tanıştır bizi. 'Bir kitap okudum hayatım değişti' cümlesini kurmak için yıllardır beklediğim kitabı bu yıl bulmak istiyorum.

Bunlara layık değilsem, üzerime daha çok iş yık. Ki, nerede uyandığımı bilemeyecek kadar meşgul, hayatım üzerinde düşünemeyecek kadar yoğun olayım. Amin.

Nihal B. KARACA

28 Ocak 2009

Sandra Jordan'ın izlenimleri ve Gazze'de yaşamak, can vermek


Sandra Jordan adlı bir gazetecinin izlenimlerini yansıtan bu görüntüler (The Killing Zone),22 Ağustos 2006'da eklenmiş  video alanına. Demek ki bundan en az iki sene önceyi yansıtıyor. İki sene önce böyleydiyse, şimdiyi düşünmek ne kadar korkunç.

Video yaklaşık 50 dakika devam ediyor ve İngilizce. Ancak, bu durum neler olup bittiğini anlamaya engel değil. Her şey o kadar açık bir şekilde olup bitmiş ki!

Videonun ikinci kısmı Gazze'de ölen gazetecileri ve barış aktivistlerini ön plana çıkarıyor. Rachel Corrie hatırdadır.

27 Ocak 2009

Fatma Aliye Hanımefendi Hazretlerine

Güncelliğini koruyan bir konu durumunda Fatma Aliye Hanım. 50 liralık banknot üzerinde resmi olmasaydı kimse hatırlamayacak, tartışmayacaktı sanıyorum. Bu tartışmalara girmeksizin, konu hakkında ufacık bir katkı olsun diye, Ahmed Midhat tarafından 1311 yılında Dersaadet'te (İstanbul) yazılan Fatma Aliyye Hanım yahut Bir Muharrire-i Osmâniyye'nin Neşeti (Fatma Aliye Hanım ya da Bir Osmanlı Kadın Yazarının Doğuşu) isimli kitabın ithaf kısmını aşağıya aktarmak istiyorum. Belki dikkate değer bir şeyler bulunur.

Fatma Aliyye Hanımefendi Hazretlerine,

Sevgili kızım! Altı yedi senedir seninle manevi peder ve duhteriz. Sana henüz hiçbir hediye takdim etmemişimdir. Zihî saygısızlık! değil mi? Fakat sana layık ne hediye bulup takdim edebilir idim? Düşündüm taşındım sana hediye olarak yine senden başkasını bulamadım. İşte bu kitap sensin kızım! Seni sana takdim ediyorum. Kabul etmemezlik edemezsin ya?
Ahmed Midhat

20 Ocak 2009

Naziler-Siyonistler 5: Barışseverin çocuklarından sevgiyle...

GIFTS (WITH LOVE) FROM THE CHILDREN OF PEACE-LOVING
Barışseverin çocuklarından hediyeler (sevgiyle...)


Naziler-Siyonistler 4: Evleri bombalamak

DESTROYING HOMES - LIVELIHOODS
Evleri ve yaşam alanlarını bombalamak


Naziler-Siyonistler 3: Tutuklamalar ve baskılar

ARRESTS - HARASSMENTS
Tutuklamalar ve baskılar


Naziler-Siyonistler 2: Özgürlüğü kısıtlayıcı kontrol noktaları oluşturmak

CHECK POINTS NOT TO ALLOW PEOPLE BASIC FREEDOM OF MOVEMENT
İnsanların temel dolaşım özgürlüğüne izin vermemek için kontrol noktaları oluşturma


Naziler-Siyonistler 1: Duvarlar örmek ve tel örgüler çekmek

THE GRANDCHILDREN OF HOLOCAUST SURVIVORS FROM WORLD WAR II ARE DOING TO THE PALESTINIANS EXACTLY WHAT WAS DONE TO THEM BY NAZI GERMANY…
 II. Dünya Savaşı toplu kıyımından kurtulmayı başaranların torunları, Alman Nazileri tarafından kendilerine yapılanların aynılarını Filistinlilere yapıyor.

Renkli fotoğraflar Filistin dramına ait. Sol taraftakiler Nazilerin marifeti. Arada bir fark var mı, şöyle bir bakalım?(ali@)

BUILDING WALLS - FENCES TO KEEP PEOPLE IN PRISONS
Duvarlar Örmek ve Tel Örgüler Çekmek 

16 Ocak 2009

Gazze kalbimde yaradır!



Gazze'nin Google Maps'teki görünümü. Haritayı fareyle farklı yönlere hareket ettirebilir; yakınlaştırma, uzaklaştırma gibi seçenekleri kullanıp Maps'in diğer özelliklerini de deneyebilirsiniz.

Filistin için elden ne gelir?

 
Bana maille ulaştırılmış olan yukarıdaki resim/bilgiyi sizinle olduğu gibi paylaşıyorum. Bir şey yapmak için çırpınıp da ne yapabileceğini bulamayanlara / bilemeyenlere yol gösterici olabilir.
Resmi, üstüne tıklayınca özgün boyutunda görebilirsiniz.

14 Ocak 2009

10 parmağında 10 marifet...

Türk kadınını tasvir için çizildiği varsayılsa da sanırım her milletin "ezilen kadın"ını simgeliyor aşağıdaki çizgi. Anlaşılan, bu kadın "mükemmel erkeği" bekle(ye)memiş...


Sihirli ayakkabılar!

Her ne kadar güncelliğini biraz yitirir gibi olduysa da "ayakkabı" temalı bu excel dosyası ilginizi çekebilir.
İndirmek için tıklayınız.

07 Ocak 2009

Of Not Being A Jew

İniyorum kulelerinden katil
iniyorum maktul minarelerden
taraçadan, bahçeden
ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden
ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte
değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor
açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane
canlıların korka korka uzandıkları zemin
ağzımda kef
iki gözlerimde mil
iniyorum kulelerinden
katil.

Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor?
Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan
beni çağırmaktadır?
Göklerin çökeltisinden başkaca soy
toprağın tortusundan gayrı hısım bilmeksizin
iniyorum kirli eteklerine
beni emziren kaltak şehrin
iniyorum ama indirilmedim
iniyorum çalıntı tahtımı terkederek
arada bir çehremi dalgalandıran karaltı
vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek
iniyorum onlardan artakalan yükü indirmek için
indiğim yerde beni bir bekleyen yok
indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim
puslu, çapraşık, koklanmamış
ihmalkâr gözle okunmuş bir kitap
bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim
yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı
benimle açsaydı ağırdan
tükeniş faslını mızrap.

Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana?
Ne dökülüş inişimde, ne çakış..
Yalnızca o çetrefil
aralama zahmetine katlanarak
iniyorum kızları utandıran iççekişle
erkekleri boğan kasvetle iniyorum.
Öfkemdi başlattı yolu
ısrara gerek var deyip durdu şehvetim
istemedi doğurmak böyle bir uğraşı tabiat
tarih onu tanımazlıktan geldi
bir dövüş olsaydı sonunda belki gevşerdi hırsım
belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra
ama ben hıncahınç bekçisi kalacağım burçlarımın
sonunda yükü bıraktığıma yanacağım.

İniyor ve inliyorum
nereye bir kucak dolusu
sonluluk sorgusu getiriyorsam
oraya bir kucak da getiriyorum
bir kucak sadece genç ve diri değil
bir kucak sadece yaşlı ve yorgun değil
bir kucak sadece erkek ve vakur değil
bir kucak sadece kıvrak ve dişi değil
bir kucak sadece kavruk ve intikamcı değil
bir kucak sadece gürbüz ve atak değil
bir kucak sadece üzgün ve dindar değil
bir kucak sadece temiz ve sevecen değil
bir kucak sadece pis ve sırnaşık değil
bir kucak sadece cömert ve sıcak değil
bir kucak sadece sancılı ve keskin değil
bir kucak sadece umursamaz ve bezgin değil
bir kucak sadece öksüz ve çolak değil
bir kucak
sadece bir kucak
açılınca açıkları kapatan
acıkınca doyuran
ve doyurunca
nasıl da perişan, ne kadar da ölçülü
darası alınmaz yüküm bu benim
kayda geçirilemez, narhı konulmaz
resmen ve alenen ifade usulü yok
gözümün feri saydım onu, gücüm bundadır
dizimin dermanıdır o
buradan gelir cesaretim
bende bu kucak olduktan sonra
iyi veya kötü ne yapılabilir
kendi hayatı aleyhine
binlerce defa dolap
çevirmiş olan bana?
Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor
kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak
her sevincimi viran eden bu hayvan
yalanlar içinde boğulmamı önlüyor
ondan kurtulacak olursam biliyorum
beni yaşamakla coşturan
bir kaynak keşfederim
ondan kurtulduğum an
bütün boyutlarımı
kaybederim.

Önceleri, acemiyken
bu vaşak yokken daha yanıbaşımda
okul müdürü
veresiye satan bakkal
kapıcı ve akrabaları
dört ayrı ölümle ölmeyi öğren
demişlerdi bana
dört bucakmış
anlattıklarına bakılırsa dünya
omzun güneş kokuyor demişti
kısa eteklikli kız
o da omzuma bir şey konduracak mutlaka.

İşte o zaman bildimdi
anladımdı o sıra
ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim
bu çuha, bu sicim elden çıkarsa
acemiydim gitmem dedim sizin provalarınıza
bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi
berbattır balkonda o güneşli sabahlar
biraz açılmak için açıldığınız kırların
aniden karşılaştığınız ırmakların
ürpertesi ahmakça
böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem
benden iki bakışık parça
çıkarmaya çalışan boylam da berbat
ipekli libas giymem, altın takınmam
atımın eğerinde kaplan derisi yoktur
çehreme iyi baksalardı yırtılırdı
uykularının zarı
uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar
bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken
uykularına tutundular..
Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek
acılardır paylaşan çocukları
gün geldi paylaşıldı acılar
çocuklar paylaşıldı
bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım
gittim bir kuyudan su çektim
halka boynumdan geçti
geçti boynuma kemend
d harfine bak dedim
nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin
harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri
harf ol harfle birlikte kıyam et
harf ol harfler ummanına bat
çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin
çünkü böndür altında kaldığım töhmet
uğradığım kinayeler bön ve berbat.

Evet, ilmektir boynumdaki ama ben
kimsenin kölesi değilim
tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya
tarantulaymış benim adım diyecek değilim
tam düşecekken tutunduğum tuğlayı
kendime rabb bellemiyeceğim
razı değilim beni tanımayan tarihe
beni sinesine sarmayan
tabiattan rıza dilenmeyeceğim.
Gittim su çekdim en derin kuyudan
En hileli desteden
kendi kartımı çektim
yaktım belgeleri
bütün tanıkları yok etmek için
ricacıları öldürdüm
onlar bu dumanlı dünyanın
beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi
gerçekten özlemişti beni dünya öze çekmişti
özüm gelinceye kadar bana temas etmişti
bu dokunuş parlatınca beni
benden biraz dünya
isteyen ricacıları
öldürdüm ve
kıtal bitti.
Yazık.
Yazık ki yazgımın boyası koyu.
İnilecek kadar indim. Hayfa.
Yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura
eskilerin tayfası yine hep buradalar
hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar
havada hayza benzeyen aynı koku
binalara yaklaşırken eskisi gibi
sıklet artıyor
hâlâ ayırdedilemiyor dişli gıcırtıları
çocuk çığlıklarından
tanıyorum bunlar
bulutlara bakmak için penceresi evlerin
bu da deniz
hırs püsküren, toynak durduran deniz
rezeleri yerlerinden oynatan
vâdeden, vâdeden,vâdeden tesellicimiz.

Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı
Ufku muallâk deniz, bir yanımda
kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilât?
kimin yüzünü çevirdiysem
hüznü de sevinci kadar ıskarta...
Niye indim buraya ben?
Boşuna mıydı yol boyunca benliğime
musallat olan belâ?
Bir çevrim tamamlandı mı şimdi?
Yine mi döndüm başa?
Olmaz diyor yanımdan ayrılmayan vaşak
kimse bana dönmemiştir, dönemez
hele sen geçtiğin o ormanlar
rüyalarındaki canavarlardan sonra
çok uzaksın o ilk
fırlatıldığın zamana.
Aldanma bunlar tayfa değil
burada doğdu hepsi
denize hiç açılmadılar
denizi sen kadar bile
tanıyan yoktur arlarında
her biri uzak bir beldeden geldi
sanılsın istiyor yosmalar
böylece saygın fahişeler
arasına katışacaklar
müptezel birer facire olsalar da.
Tecimenler, onlar da sahi değil
onlar da olmayan tayfaların
gemilerinden çıkan malları
sattıklarına inandırmak istiyor
şehrin acemi insanlarını.

Sen ve yağmur.
Başa dönemezsiniz.
Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak
dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
Yağmur yalnız yağarken yağmurdur
sen yalnız senken sensin
burada kalamazsın ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın
kovalanan bir Yahudi gibi
ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun
her şey çok yetersiz senin için
her şey sana çok fazla
ayıklarsan ayık durabiliyorsun
aranı açıyorsun kendinle
eşyayı araladıkça
uyanmanın bedeli serapları fedadır
uykuyu tadayım dersen
kâbusa dalmak pahasına.

Tarihe dersini vermek gerek
yoldan ayrılamazsın
yediremezsin sokulmayı kendine
tabiatın apışaralarına
ne yıkılmış bir tapınağın suskunluğu
durdurabiliyor seni
ne gürültülü bir havra.
Yükün ağır.
He's so heavy
just because he's your brother.
Kardeşlerin pogrom sana.
Dostlarının eşiğine varınca başlıyor
senin diasporan.
Herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!

Eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
orada, arada bir beni yoklar
intihara ayırdığım zamanlar
bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır
düzgün sabuklamalardan bana kalan..

Evde
anlaşılmaz bir tını
bilmem nereden gelir
uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?
bilemem Yahudi değilim
gizli bir yerde genizam yok
bilemem insan nerenin yerlisidir

ömrüm burada
bütün Yahudiler gibi
raflara doğru, çekmecelere
sahanlıklara doğru geçti
yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için
bir sıvaydım kendime kendi ellerimde
tıpkı Yahudiler gibi
buraların yerlisi ben değilim.

Şarkıya dönersem ense köküm seyrelecek
ağdası çözülecek bana aşktan bulaşan kozlarımın
şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut
yolun çamurunda revnâk-ı bahar bulacaklar
ben şarkıya dönünce
boğazlarındaki boğum insanların epriyecek
ve onun yerine her günkü işleri yaparken
kepenkleri kaldırırken, silerken tezgahı
kalbe gizlice batan kıymık geçecek
şarkıya dönersem, yanık bir şarkıya
holokost neymiş meğer
herkes bilecek.

Kalbime döneceğim, ama hangi yolla?
Yedeğimdeki okunaksız
şarapla lekelenmiş, solgun harita
uyduruk bir şey mi bilmiyorum
yoksa sahiden definenin yeri
gösteriliyor mu orada?
Ama boşver... Nasıl bir ilgi olabilir
kalbe dönmekle define bulmak arasında?
Lâkin ben inerken her dönemeçte
bir parçasını ele geçirdiğim
her molada, her zorlanışında nefesimin
her ayak sürçmesinde çiziktirdiğim haritamın
bütün paftalarında sabit mürekkeple işaretlenmiştir
nerelerde kıraçlaşır
rahminde levendâne öcün tohumları yatan gece
güneşin şifa diye bilinen ışıkları
nerelerde kıyıcı bir zehre çevrilir...
Haritamda caddeyi ürpertiye açacak
birkaç kaçıktan başka nirengi noktası yok.
Açıkça gösteriyor haritam farkı nedir
bir cenaze kalkarken yağan yağmurun
bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmurdan.
Yağmalar belli ki kim bulsa defineyi, umurumda mı
ben kalbime döneceğim fokurdayıp pörtlemek için
hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde
canı sıkkın kızların yüzünden
döşünden ahı kalmış delikanlıların
dünyaya habire pörtleyeceğim
evlerin olanca tınısı dindiği zaman
kısıldığı zaman bütün şarkıların kanatları
fokurtum dokunacak herkese yedi ırkın kavşağından.
Yahudi değilsem bile
bende Yahudalık da mı yok-
Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?