Bu Blogda Ara

25 Aralık 2008

Beyaz günlere, gecelere...

Hayatın zorluklarına birçok zorluk eklediğini biliyorum, ama yine de kar tanelerinin gökyüzünden aşağılara doğru savrulduğu o ilk beyaz geceleri çok seviyorum. Gecenin bir vakti, her yeri aydınlatan, pembeye çalan bir beyazlıkla kaplayan bu kar baskını beni heyecanlandırıyor. Kentlerin en ücra köşelerine kadar soğuk bir yalnızlıkla kaplandığını, karanlık kuytu köşelerde yüzlerce "kibritçi kız" ihtimali bulunduğunu bilsem de kapılıyorum bu büyüye. Çünkü bu aydınlığın dünyanın kararmakta olan yüzünü yumuşattığı, hayatın bütün keskin hatlarını şefkatle sararak yumuşattığı bir gerçek... Birçok şey, daha önce varlığıyla hem gözümü, hem özümü yoran pek çok şey kabul edilebilir görünüme kavuşuyor. Bütün çirkinliklerin üstü örtülüyor, bütün karanlıklar ağarıyor.

Bu müşfik örtünün geçici olduğunu, çıkan ilk güneşle eriyip gideceğini biliyorum. Bu devranı onlarca kere yaşadım. Kar çözülür, erir. Hayat olanca ağırlığıyla yeniden yüzünü gösterir. Ama olsun, bu nefes molasına ihtiyacımız var. Her şeyin başka türlü de olabileceğine olan inancımızı tazelemeye ihtiyacımız var. Hayatın arı duru bir gülümsemeyle, bir aydınlıkla, bir güzellikle bize baktığı gece yarılarına, sabah sürprizlerine ihtiyacımız var. Beyazın ağarmanın, arınmanın, temizlenmenin rengi olması elbette tesadüf değil... Bu tasavvurumuz tabiatın kadim döngüsü içinden alıyor ilhamını. Kar tanelerinin, her tanede değişen mucizevî simetrisinden tutun, karla kaplanan her şeyin yumuşayarak göz alabildiğine güzelleşmesine kadar her anında, her noktasında, her zerresinde ilahi bir dokunuşun izleri var. İnsana, varlığa, eşyaya, hayata... Yaratılmış olanı kuşatan şefkat örtüsü... İlahi devr-i daimin sessiz, beyaz, heyecan verici sayfası...

Şüphe yok ki, hayatın tanıkları olarak bizim bu şefkat örtüsünden çıkaracağımız dersler var. Yoksun olanı da bu kar senfonisinin içine almak... Soğukta üşüyen elleri ısıtmak... Karın giremediği hayat köşelerine aydınlığı taşımak... Kirli birkaç fotoğrafın sayısız güzel sayfası olan merhamet albümlerine kara çalmasına izin vermemek...

İnsanlığı, insanlığımızı, yoksunları ısıtacak bir sokak ateşinin etrafında toplayabilmek...

Kar tanelerinin küçük serin dokunuşlarla uyumaya yeltenen vicdanlarımızı uyandırması gerek. Pencerelerden bakın, minik serçelerin yiyecek bir şeyler aramak için oradan oraya uçuştuklarını fark edeceksiniz. Onların hayatımızın pencere kıyılarında oynadığı bu telaşlı oyunu bir merhamet çağrısı olarak görmeliyiz belki de. Minik serçeler, kışı yoksunlukla geçiren bütün canlıların temsilcisi olarak oynuyorlar bu temsili belki de.

Pencerelerimizi açıp soğuğu hissetmeliyiz. Çünkü sıcaklığın konforu uyuşturuyor zihinlerimizi. Kışın hayatın üstüne sardığı şefkat örtüsünü, yoksunluk yaralarını saran bir insanlık bereketine çevirmeliyiz. Merhamet adına yapılan çağrılara kulaklarımızı açmalıyız. Bu dünyada her şey gibi iyilik de istismar edilebilir. Bize düşen iyiliğe ve merhamete inanmaya devam etmektir. Küçük yanlışların bir büyük doğruyu temsil etmesine izin verirsek, hayatımızı arındıracak kar taneleri havada çürür.

Gökhan ÖZCAN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu yazıyla, fotoğrafla, şiirle, eserle ilgili düşünceni yazman beni ancak sevindirir! Duam şu: Yorumlayan yorulmasın! :)