Bu Blogda Ara

31 Aralık 2008

Ferid Fercad'dan dokunaklı bir ezgi

Ferid Fercad'dan mükemmel bir ezgi daha. 
Muhteremin adı elli şekilde yazılıyor maşallah: Farid Farjad, Fareed Farjad, فريد فرجاد, Ferid Ferjad vs.

30 Aralık 2008

Bu cümleyi nasıl düzeltelim?


Katliamların ve tartışmalarının yoğun olarak yapıldığı şu günlerde "katliam" temalı bir anıt üstündeki cümle dikkatimi çekti. Bu anıtta, "26 Şubat 1992 Azerbaycan Hocalı kenti Ermeni katliamına ithafen dikilmiştir." ibaresinde bir yanlışlık seziliyor.

Çünkü, "ithaf" öncelikli olarak kişiye / insana yapılır, katliama değil! O kişi sevdiğimiz biridir, dostumuzdur, arkadaşımızdır; düşmanımız değil! Çoğunlukla yazarlar arasında devam ettirilir "ithaf" geleneği. Bir çeşit armağandır kısacası. Sözlüklere bakılsa durum anlaşılır.

Bu yanlışlık sanıyorum ki "26 Şubat 1992 Azerbaycan Hocalı kenti Ermeni katliamında şehit olanlara ithafen dikilmiştir." ibaresindekine benzer bir biçimde düzeltilebilir.

2005'ten beri yerli yerinde durduğu anlaşılan bu anıt üzerindeki yanlışlık hemen düzeltilmeli. Estergon Kalesi gibi prestijli, insanların yoğun ilgi gösterdiği bir mekânda bu anıtın daha en baştan düzgün hazırlanması, aceleye getirilmemesi gerekirdi.

Zararın neresinden dönülürse kârdır. 
Haydi bakalım Keçiören Belediyesi!

28 Aralık 2008

Köküyle bağları kopmuş bu süslü çam gibiyim

YILBAŞI DÜŞÜNCESİ


III

Dışarda ses ve nefes yok, içerde caz tepinir.
Bir el içimdeki tellerde durmadan gezinir.

Neden o bestelerin hepsi kalmış öyle yarım?
Neden bu şarkıyı duymaz da kimse, ben duyarım?

IV

Dışarda bir tek ağaç yok, içerde çam dalı var,
O hür dağın efesiyken ne hâle koymuşlar!

Bugün ki pek sayılan bir günüydü İslam'ın;
Gelişti bir yeni din çevresinde süslü çamın.

Janet ve Jim gibi içmekte Ayşe, Ahmet de;
Bütün duman ve sis, İsa da yok, Muhammed de.

Derin bir ince sızıyla burkulur kalbim;
Köküyle bağları kopmuş bu süslü çam gibiyim.


Mehmet ÇINARLI

25 Aralık 2008

Soy ağacı

 
Yorumsuz.

Beyaz günlere, gecelere...

Hayatın zorluklarına birçok zorluk eklediğini biliyorum, ama yine de kar tanelerinin gökyüzünden aşağılara doğru savrulduğu o ilk beyaz geceleri çok seviyorum. Gecenin bir vakti, her yeri aydınlatan, pembeye çalan bir beyazlıkla kaplayan bu kar baskını beni heyecanlandırıyor. Kentlerin en ücra köşelerine kadar soğuk bir yalnızlıkla kaplandığını, karanlık kuytu köşelerde yüzlerce "kibritçi kız" ihtimali bulunduğunu bilsem de kapılıyorum bu büyüye. Çünkü bu aydınlığın dünyanın kararmakta olan yüzünü yumuşattığı, hayatın bütün keskin hatlarını şefkatle sararak yumuşattığı bir gerçek... Birçok şey, daha önce varlığıyla hem gözümü, hem özümü yoran pek çok şey kabul edilebilir görünüme kavuşuyor. Bütün çirkinliklerin üstü örtülüyor, bütün karanlıklar ağarıyor.

Bu müşfik örtünün geçici olduğunu, çıkan ilk güneşle eriyip gideceğini biliyorum. Bu devranı onlarca kere yaşadım. Kar çözülür, erir. Hayat olanca ağırlığıyla yeniden yüzünü gösterir. Ama olsun, bu nefes molasına ihtiyacımız var. Her şeyin başka türlü de olabileceğine olan inancımızı tazelemeye ihtiyacımız var. Hayatın arı duru bir gülümsemeyle, bir aydınlıkla, bir güzellikle bize baktığı gece yarılarına, sabah sürprizlerine ihtiyacımız var. Beyazın ağarmanın, arınmanın, temizlenmenin rengi olması elbette tesadüf değil... Bu tasavvurumuz tabiatın kadim döngüsü içinden alıyor ilhamını. Kar tanelerinin, her tanede değişen mucizevî simetrisinden tutun, karla kaplanan her şeyin yumuşayarak göz alabildiğine güzelleşmesine kadar her anında, her noktasında, her zerresinde ilahi bir dokunuşun izleri var. İnsana, varlığa, eşyaya, hayata... Yaratılmış olanı kuşatan şefkat örtüsü... İlahi devr-i daimin sessiz, beyaz, heyecan verici sayfası...

Şüphe yok ki, hayatın tanıkları olarak bizim bu şefkat örtüsünden çıkaracağımız dersler var. Yoksun olanı da bu kar senfonisinin içine almak... Soğukta üşüyen elleri ısıtmak... Karın giremediği hayat köşelerine aydınlığı taşımak... Kirli birkaç fotoğrafın sayısız güzel sayfası olan merhamet albümlerine kara çalmasına izin vermemek...

İnsanlığı, insanlığımızı, yoksunları ısıtacak bir sokak ateşinin etrafında toplayabilmek...

Kar tanelerinin küçük serin dokunuşlarla uyumaya yeltenen vicdanlarımızı uyandırması gerek. Pencerelerden bakın, minik serçelerin yiyecek bir şeyler aramak için oradan oraya uçuştuklarını fark edeceksiniz. Onların hayatımızın pencere kıyılarında oynadığı bu telaşlı oyunu bir merhamet çağrısı olarak görmeliyiz belki de. Minik serçeler, kışı yoksunlukla geçiren bütün canlıların temsilcisi olarak oynuyorlar bu temsili belki de.

Pencerelerimizi açıp soğuğu hissetmeliyiz. Çünkü sıcaklığın konforu uyuşturuyor zihinlerimizi. Kışın hayatın üstüne sardığı şefkat örtüsünü, yoksunluk yaralarını saran bir insanlık bereketine çevirmeliyiz. Merhamet adına yapılan çağrılara kulaklarımızı açmalıyız. Bu dünyada her şey gibi iyilik de istismar edilebilir. Bize düşen iyiliğe ve merhamete inanmaya devam etmektir. Küçük yanlışların bir büyük doğruyu temsil etmesine izin verirsek, hayatımızı arındıracak kar taneleri havada çürür.

Gökhan ÖZCAN

15 Aralık 2008

Allah'ım koru beni / ben hiç bir şeyim

HİÇBİR ŞEY

okuyoruz
işte ilk harf
başlıyor varlık
düşüncesi

ne anlama geliyor
ilk harf
elif
birlik
düşüncesi

Allah'ım
anlamak kalemle mi
mümkün
yalnızca

yazılmadan
anlaşılmıyor mu
hiçbir şey

hiç
bir
şey

sırlar
yazı ile mi
açılıyor
an
la
ya
na

Allah'ım koru beni
daha ilersi için
hazır değilim
daha

senin ilk düşüncenin
ilk harfi olmak
o
saklı
kelimenin

Allah'ım biliyorum
indin kalbime
ve oradan konuşuyorsun
benimle

bütün hücrelerim
tavaf ediyorum
kalbimi

bütün düşüncelerim
ve onların
ilk harfleri
secde ediyor sana

Allah'ım
koru beni

ben
hiç
bir
şeyim

Turgay ÖZEN

11 Aralık 2008

Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla

ŞAŞIRDIM KALDIM İŞTE

Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla
Bazan sessiz sedasız ipekten kanatlarla
Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla
Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla.

Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle
Öldür bendeki beni sonra dirilt kendinle
Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle
Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle
Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle
Ama her defasında geri döndüm seninle
Hangi düğüm çözülür, nazla, sitemle, kinle
Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle.

Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin?
Bazan kızkardeşimsin, bazan öpöz annemsin
Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin
Eksilmeyen çilemsin
Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin
Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin
Çaresizim çaremsin.
Şaşırdım kaldım işte bilmem ki n'emsin?

Yavuz Bülent BAKİLER

04 Aralık 2008

Kime İnanıyor, Kimi Terk Ediyorsunuz?‏


Size Bir Haber Gelince Kaynağını Araştırmanız Gerekmiyor mu?

Milletimizin inançlarıyla, değerleriyle savaşmayı kendilerine amaç edinenlerin... Kendi çıkarlarını tüm değer yargılarının üzerinde tutanların... En büyük marifetleri ellerinde bulundurdukları gücü şantaj aracı olarak kullanmak olan mihrakların haberlerinin peşine takılarak kimleri yalnız bıraktığınızın farkında mısınız?

Onlar Yetimi, Yoksulu, Yoksulluğu Bilmezler

Yoksulluk nedir bilmeyen, hayatları boyunca tek bir yoksulun kapısını çalmayanlar yürüttükleri yalan ve iftira kampanyaları ile milyonlarca yoksula vurdukları darbeyi hiç umursamazlar. Onlar yoksulun sofrasındaki çorbayı, ayağındaki çorabı, yatalak hastanın bezini, ilacını asla düşünmezler. Hiç uğramadıkları o yoksul evlerin yıkık duvarlarını, kırık camlarını, sobasız, soğuk tek göz odasını da düşünmezler. Peki, siz de mi yoksula, yetime bu amansız darbeyi vuranlarla aynı kanaattesiniz?

Ancak Kendi Yaptıklarımızdan Sorumluyuz

On yıldır yaptıklarımız aşikar değil mi? Milyonlarca insana sizlerin iyiliklerini en güzel şekilde ulaştırmadık mı? Biz, sizin bir kuruşunuzu dahi ziyan etmedik.Yoksulun tek lokmasına tenezzül etmedik. Defalarca denetlendik ve bunları sizlerle paylaştık. Bütün bunlara rağmen Deniz Feneri'ne inanmak ve güvenmek sizlerin takdirine kalmış. Başka ne diyebiliriz ki?

Büyük emeklerle meydana getirdiğiniz kendi değerlerinizi ,kendi müesseselerinizi kendi ellerinizle yok etmeye daha ne kadar devam edeceksiniz? Bugün olmanız gereken yerde olun! Dün olduğu gibi bugün de size ihtiyaç var! İyilik ışığının sönmesine izin vermeyin.

Desteklerinizden dolayı teşekkür ederiz.

Deniz Feneri Derneği www.denizfeneri.org.tr Çağrı Merkezi 0212 414 60 60