Bu Blogda Ara

23 Kasım 2008

Öğretmenlik kutsal bir tersliktir


24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor (mu demeli?) Biz, bu “önemli” günü gecikmeli olarak yazımıza konu ediyoruz. Olsun. Zaten herkes de, öğretmenlerin sorunlarını ele almada bir gecikmişlikten dem vuruyor bu günde. “Aman efendim” diyorlar, “onlar bizim baş tacımızdır, yılın yalnız bir günü değil, 365 günü onların olmalıdır.”

Bütün “bilmem ne günleri”nden nefret ederim. Ortalığı ya vıcık vıcık bir yalakalık ya da manyak bir tüketim azgınlığı kaplayıverir. Samimiyetsiz ve kapital kokan günler.

Ve fakat, şu öğretmenlere yönelik pohpohlama üzerine biraz kafa yormakta fayda var.

Yılın öğretmeni seçilmek ne demektir? Kim hangi kıstaslara göre bu sıfata hak kazanır?

Öğretmenlerin “kutsal” olduğuna kim karar vermiştir?

Bunları bilmiyorum.

Eğer, şu “Bana bir harf öğretenin…” düsturundan bahsederseniz, ben de derim ki bu sözün fen ve tabiat ya da vatandaşlık bilgisi öğretmeni için söylenmiş olduğunu hiç sanmıyorum!

İlk öğretmenlerimi zar zor hatırlıyorum. İlk sopamı ise çok iyi…

Orta mektepte bir Ulvi Hoca vardı… Başka bir dersin hocası olduğu halde, boş geçen müzik dersimize tuttular onu verdiler.

Ulvi Hoca, tam da bir “Türkiye vatandaşı” idi.

Düttürü kabilinden flütle “baltalar elimizde” garabetini çalmayı reddederek, “bırakın lan kitapları” dedi. “Adam gibi şarkı söyleyelim!...”

Başladık: “Ey büt-i nev-eda / Olmuşum müptela / İltifat et bana / Aşıkım yâr sana…”

İşte bu şarkı sırasında gözleri heyecanla parlayan bu temiz yürekli adam, bu “yaralı bilinç”, teneffüslerde haylazlık edenleri neyle döverdi bilir misiniz?

Mibzer pullukların tarlalara tohum akıtılan hortumlarıyla!..

Bir yatılının karşı karşıya kaldığı insan, “cemiyet içinde bir öğretmen” değildir.

O, bir belletici ile baş başadır, bütün zaaf ya da kuvveti ile çıplak bir ruhun karşısında…

Orada akla kara belli olur.

Veli toplantılarında el pençe divan durup, akşam etüdlerinde aslan kesilenler vardır.

Komünist deyip kızanlar vardır, faşist deyip dövenler vardır.

Ergenlik çağındaki gençlere, hayran olduğu kızın önünde sille tokat girişenler vardır.

Adı “halkçı-toplumcu-öğretmen-şair Ahmet Telli” olup da, kayıt için boyun buran babanızın suratına sarı evrak zarfını fırlatanlar vardır.

Robert ile Tarsus Amerikan’ın öğrencileri tam makyaj gezerken, sizin bir tutamı aşan saçınızın ortasından katil makaslarla tren yolu açanlar vardır.

Darda kalana borç vereni de vardır, yere düşenin başını sıvazlayanı da…

“Kutsal”dan bahsetmeyin.

“Öğretmen” de, bildiğiniz gibi bir ademdir.”

Bu ne iğreti bakıştır ki, öğretmen ve asker ve polis ve hatta gazetecilik kutsaldır.

Fakat rençberlik, dülgerlik, nalbantlık, işportacılık, fırıncılık, bozacılık, hattatlık, şairlik ve çöpçülük kutsal değildir.

Öğretmenler olmayıverse bile, şu bildiğimiz bütün lüzumsuz ıvır zıvırı bize televizyon ve gazeteler [Yazı şimdi yazılmış olsaydı "internet" de işin içine kesin katılırdı. (aliturka)] öğretirlerdi. Ne yani yıllarca edebiyat ve Türkçe, Millî Güvenlik ve Turizm, Kooperatifçilik ve Coğrafya okuduk da ne oldu! 24 Kasım sululuklarına filan gerek yok. Gerçeği şu 7 yaşında kara kara Mussolini kılıkları giyen bebeler biliyor. Üniversiteyi bitirip de, birden kendini işsiz güçsüz, sapkın ve kandırılmış bir toplumun içinde bulan gençler biliyor. Bizim mekteplerin hiçbir soruya cevap vermediğini bilen herkes “kutsal”lığın ucuz olmadığını biliyor.

Cevap gerekiyor.

Öğretmenlik, kutsal bir tersliktir gerçekte.

Bize, yaygın bir şerre [=kötülüğe] karşı nasıl dikleneceğimizi, nasıl tersleneceğimizi öğretene “kırk yıl köle” olalım.

Bordro mahkûmu muzdarip memurlara değil…

Süleyman ÇOBANOĞLU / 27 Kasım 1996

7 yorum:

  1. Yazılışının üzerinden yaklaşık 12 yıl geçmiş bu yazıdan anlayabildiğim kadarıyla değişen tek şey çocukların kıyafet renkleri olmuş.

    Bunun dışında, öğretmenlerin "bordro mahkûmu memurlar" olduğu gerçeği dâhil diğer ileri sürülen görüşler geçerliliğini koruyor. Daha yıllarca da koruyacağı şüphesiz.

    YanıtlaSil
  2. çok kızmışsın.bir tutam saç yüzünden ben de makaslandım.kutsallık tabi ki biraz abartı.ama ortaokuldaki aşkım cografya hocam hariç dimi.o kutsaldı çünkü:)).yine de kurunun yanında yaşları da yakmamak lazım bordro mahkumları olduğu kadar eli öpülesi öğretmenler de muhakkak vardır.

    YanıtlaSil
  3. Kızmadım. Sadece yazıdaki tespitlere katıldığımı belirttim. Ülkemizde pek çok alanda olduğu gibi eğitim alanındaki değişimin gerçekleşmesi de uzun yıllar alacaktır. Bunu biliyorum.

    Kutsallık, adı üstünde "din"den kaynaklanan bir olgu. Ne yazık ki söz konusu olan "coğrafya öğretmeniniz" olsa da durum değişmez. :)

    Başka meslek grupları içinde de "eli öpülesi" pek çok insan olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. "Eli öpülesi" olmak yalnız başına bir meziyet olmasa gerek.

    Takılmam, öğretmenliğe / öğretmenlere değil, onların içinde bulundukları bu eleştirilesi durumu kanıksamalarınadır.

    Bir çeşit özeleştiridir bu.

    YanıtlaSil
  4. Ben bir öğretmenim..
    Böyle bir yazıyı böyle bir günde yayımlamanızı yanlış buldum..
    Vatan Gazetesi'ndeki Tuğçe Baran'a özenmişsiniz galiba..
    Hani şimdiki adıyla Mutlu Tömbekici mi ne?
    Bu mesleğin içinde gerçekten kutsal ve eli öpülesi çok kişi vardır..
    Size yanlış davrana birkaç öğretmen gördünüz diye ne bu kutsallığa falan itirazlar..
    Peygamberimzin ''Bana bir kelime öğretenin bin yıl kölesi olurum'' sözünden yola çıkılıyor orada..
    Diğer mesleklerde yoktur diyeni zaten ben hiç görmemiştim..
    Peki diğer meslekler neden hiç bayrama çıkmaz,1o kasım töreni yapmaz?

    YanıtlaSil
  5. farklı bir bakış açısı

    gerçeklik payı çok, söylenecek şey, çok az

    ben de bir öğretmenim, olması gerektiği yaşamaktan ve yaşatmaktan, mustaribim...

    keşke karşınızıa yüreği guzel, özü , sözü güzel ler çıksaydı

    YanıtlaSil
  6. Zeugma, kimseye özendiğimiz yok tabii ki.

    Gerçekleri söylemeye bir zaman tayin edilemez. Bugün ya da yarın olması neyi değiştirir. Hakikat orta yerde duruyor.

    Kutsallık kavramında dinsel bir köken aramayalım mı?

    Aktardığınız söz "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum." şeklinde olmalı. Ayrıca söyleyeni Hz. Ali diye bilinir.

    Sadece bu sözden yola çıkarak bir meslek grubundaki bütün iyileri ve kötüleri "kutsallık"la nasıl ödüllendirebiliriz?

    Bayram ve anma törenlerine katılıyor olmak bir üstünlük sebebi midir?

    İyiliği başka olgu ve durumlarda aramak daha iyi olur sanırım.

    Saygılarımla...

    YanıtlaSil

Bu yazıyla, fotoğrafla, şiirle, eserle ilgili düşünceni yazman beni ancak sevindirir! Duam şu: Yorumlayan yorulmasın! :)