Bu Blogda Ara

30 Ekim 2008

Yalanın Mağrurları, Gerçeğin Düşkünleri

Sıkıntı verici bir yapaylığı, yalanlığı, abartılı bir gerçeksizliği var bizim toplumsal hayatımızın. Bu sebeple ki biraz doğal, biraz yalansız, biraz gerçek olabilmek isteyen herkes yalnızlığa mahkûm oluyor.


Bizi ayakları yere basan bir topluluk yapabilecek her fırsatı, klişelere alıştırılmışlığımız, klişelere yatkınlığımız, klişelere düşkünlüğümüz sebebiyle çarçur ediyoruz. Klişelerimizi bu kadar çok seviyor oluşumuzun acı bir sebebi var: Biz klişeleri dışındaki her şeyi ellerinden alınmış bir toplumuz. O kadar çıplak bırakılmışız, o kadar yoksul bırakılmışız ki, özgüvenimiz, aidiyetimiz, toprağa uzanan köklerimiz o kadar hırpalanmış ki, dünyayı anlamaya bile çalışamıyoruz. Yok buna cesaretimiz!.. Anlamaya yeltenseydik de muhtemel ki caydırılacak, püskürtülecektik.

Doğaldır ki döne döne muvazenemizi yitirmiş hale geldik bugün. Gönül dolusu sevmeye hazır olduklarımızı sevmemize izin yok. Sevmeye hiç gönüllü olmadıklarımızı sevmemizse mecburi... Yalanı uzun uzadıya yaşayıp duruyoruz ya, ne sevebildik, ne adam gibi nefret edebildik heba olup giden bunca yılın sonunda.
Büyük laflara inanmak, içi boş vaatlere ömür bağlamak, yüksek sesle söylenince her yalanın gerçeğe dönüştüğünü zannetmek gibi bir zavallılık içindeyiz. Kalbimizin bir yerlerinde gerçeğin sızıldıyor oluşu bizi asla değiştiremiyor. O sızıyla yaşamayı bilirdik hiç değilse şimdiden. Şimdi aklımızın üstüne yatıp "kolestrol" diyoruz buna.

Gazetelerde okudum, dünyanın fazla ileri gitmişleri insanları görünmez kılan bir gözlük yapmış. Nesi ilginç ki bunun! Biz zaten çok uzun zamandır görünmez insanlarız. Evet yollarda yürüyoruz, otobüsleri hıncahınç dolduruyoruz, sabahları sırtına hayatın yükü bindirilmiş uyku mahmuru köle çocuklar olup okul-kurs-dershane değirmenine doğru seğirtiyoruz. Ama görünür olan sadece şu: Bizler görünmeziz. Hayatın gölgeleriyiz biz!

Bolca tören yapıyoruz, bolca nutuk atıyoruz, bolca geçit düzenleyip ne kadar çelikten bir sarsılmazlık içinde olduğumuzu haykırıp duruyoruz. Çıkardığımız bunca gürültü, tellere konan küçük kuşların huzurunu kaçırıyor sadece. Bütün bu sarsılmazlık gösterimiz de gösteriyor ki biz kırılganız. Gerçeğin karşısında titreyen bir kırılganlığız biz. Adımızın önüne eklediğimiz bütün o afili nitelikler, cakalar, egolar örtmüyor bu kırılganlığı, bu ürkekliği, bu yanlışlığı, bu yapayalnızlığı...

Kelimeleriz yok artık, sözlerimizin içi boş, anlamlar başka baharlara ötelenmiş. İnsan olmaya yetecek anlamları biriktiremiyoruz artık zihnimizde. Can havliyle rakamlara sarılıyoruz bu yüzden. Rakamlar yeni gözdemiz. Yeni yalanımızı rakamlardan örüyoruz. Olabildiğince yüksekliğe, olabildiğince derinliğe, olabildiğince genişliğe sahip olsun istiyoruz yalanımız. Oysa yalan tabiatı icabı küçük ve basit bir şey... Onu bu kadar büyük bir kalıba doldurabilmek için karikatürleşmemiz gerekiyor hepimizin. Saçmalıklarla geçen bunca yıldan sonra zor olmuyor elbet bu!

Bu yalan dünyalarda, bu ışıltılı karanlıklarda, bu iskambil şatolarda kendine yer bulamayanların, içindeki o ince sızıya yalanın yıllar yıllar yıllar süren uzun saltanatı boyunca sağırlaşamayanların işi zor bundan sonra. Gerçeğin gün gün tedavülden kalktığı bu dünyada, başlarını sokacakları tek çatısı olmayan bir dünya bekliyor çünkü ruh sahiplerini. Yalanın mağrurları gün gün teslim alıyor gerçeğin düşkünlerini...

Gökhan ÖZCAN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu yazıyla, fotoğrafla, şiirle, eserle ilgili düşünceni yazman beni ancak sevindirir! Duam şu: Yorumlayan yorulmasın! :)