Bu Blogda Ara

21 Mayıs 2008

Rüzgârın Gölgesi

LA SOMBRA DEL VIENTO, Rüzgârın Gölgesi, Carlos Ruiz ZAFON, Türkçesi: Mustafa KARABİBER, Altın Kitaplar, 1. Basım, İstanbul 2005.

Bibliyografik künyesini yukarıda verdiğim ve okumayı yeni :) tamamladığım Rüzgârın Gölgesi isimli kitaptan bazı alıntıları sizinle paylaşayım. Bu alıntıların kimi hikmetli birer söz, kimi hayat felsefesine dair ilginç görüşler, kimi hoş benzetmelerden ve sanatlı söyleyişlerden ibaret. Sözlerin yanında ayraç içindeki isimler o sözün söyleyicisi olan roman kişileridir. Vurgular bana aittir. Dilerim kayda değer bulursunuz.

... Gözlerimi kapayıp onunla konuşursam, nerede olursa olsun beni duyabileceğine, yaşlarını hâlâ on parmağıyla sayabilenlerin saflığıyla inanıyordum.

...

Kötü çalıyordu Clara, notaları yanlış okuyarak, ritmi duyumsamaksızın, ama onun serenatı benim için mutluluk kaynağıydı.

...

Belki de bu yüzden onu her şeyden çok seviyordum, çünkü insan sonsuz aptallığı gereği ona en çok ne acı veriyorsa onun peşinden gidermiş.

...

“İyi birer dostsak, kaç yaşında olduğumuzun ne önemi var?”

...

Zaman, karşı takımın oyuncusuydu.

...

Pişmanlık için güzel bir gece...

...

On beş yıldır aynı giysiyle yatıp kalkan hükümet saymanlarına benziyordu.

...

İçtenlikle söylemek gerekirse, nefret zamanla öğrenilebilecek bir sanattır.

...

Isaac elini paltosunun cebine sokup içinden üzerinde her gardiyanı kıskandıracak kadar çok anahtar takılı bir halkayı çıkarırken...

...

Bu mezarlık kitaplar için, insanlar için değil. Zatürree olabilirsin, morgu aramak istemem. Kitaba daha sonra bakarız. Otuz sekiz yıldır, kaçabilen birini henüz görmedim.

...

Sanki yaşam yeterince karmaşık değilmiş gibi insanlar kendi yaşamlarını daha da güçleştirmeye yöneliyorlar.

...

... kadınlar hakkında bildiğin, benim acıbadem kurabiyesi pişirmeyi bildiğim kadar.

...

Üstünde hiçbir şey kalmayınca bir savaş zamanı fotoğrafına benzedi...

...

Aramazda kalsın, bu yedinci sanat işine bir türlü ısınamadım. Anlayabildiğim kadarıyla, yalnızca akılsızlığı besliyor ve insanları daha da aptallaştırıyor. Boğa güreşleri ya da futboldan daha ahmakça. Sinema bilgisiz kitleleri eğlendirmek için icat edilmiştir. Elli yıl da geçse, bu değişmez. (Fermin)

...

Televizyon, sevgili Daniel, Deccal’dır, seni temin ederim ki, yalnızca üç ya da dört kuşak sonra insanlar nasıl yelleneceklerini bile bilemez olacaklar. İnsanoğlu mağaralarda yaşamaya, ortaçağ vahşetine ve buzul dönemindeki aptallığına geri dönecek. Dünyamız kitaplarda yazdığı gibi bombayla yok olmayacak... Gülmeyle, bayağılıkla, her şeyi alaya almakla ve alçakça bir şakayla sona erecek. (Fermin)

...

Ticari bir marka olmuş melek gülümseyişimi takındım.

...

İster bilinçsizce, ister kötü niyetle söylenmiş olsun bir çocuğun yüreğini zehirleyen sözcükler onun belleğinde iz bırakır, er geç onun ruhunu yakar. (Nuria)

...

...birini sevip sevmediğini düşünmeyi bıraktığın anda o kişiyi sevmeyi sonsuza dek bırakmışsındır.

...

Ürkekçe gülümsedi. “Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Darılma ama kimi zaman bir yabancıyla konuşmak tanıdığın biriyle konuşmaktan daha kolay. Neden böyle?”

Omuz silktim. “Büyük olasılıkla, bir yabancı bizi olmamızı istediği gibi değil, olduğumuz gibi görür de ondan.”

...

Ona ne kadar az şey sunup karşılığında ne kadar çok şey istediğimi düşündüm.

...

Yoksulların zarar vermesini önlemenin en etkili yolu onlara zenginleri taklit etmek istemeyi öğretmektir. (Fermin)

...

Gölgesini bir gelin duvağı gibi peşinde sürükleyerek...

...

Ahmaklar konuşur, korkaklar sessiz kalır, bilgili insanlar da dinler.

...

Herkese güvenen birine hiçbir zaman güvenme. (Barcelo)

...

Beklemek ruhun pasıdır. (Fermin)

...

... Bu bir çaylağa benziyor. Yanında altı günlük bir spor gazetesi taşıyor. Fumero, yardımcılarını düşkünler yurdundan seçiyor olmalı.

...

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Işığı söndürmeden yatağıma uzanarak gözlerimi yıllardır hiçbir şey yazmayan şık Montblanc kalemime diktim... Elleri olmayan birine verilmiş bir çift eldivene benziyordu.

...

Hiç kimse bir yalancıya diğer insanlardan daha çok acıyamaz.

...

Kimi zaman insanların bir piyango biletine benzediğini düşünürüz, en olanaksız hayallerimizi gerçekleştirmek için ordadırlar. (Isaac)

...

Çalışırken gözünün önünde akıp giden yaşama bakmaman gerekiyor.

...

Para kazanmak kendi içinde zor bir iş değil, zor olan hayatını adadığın değerli şeyleri yaparak onu kazanmak. (Miquel)

...

Miquel’in kendisini kimin öldürdüğünün farkında olduğunu sanmıyorum, ben de onun ismini hiç öğrenemedim. Özel ya da toplumsal tüm savaşlarda olduğu gibi o şahıs yalnızca bir sahne dekoruydu. (Nuria)

...

Anılar mermilerden daha kötüdür. (Bir doktor)

...

Bir anlam ifade etmeyen hayatlar senin istasyonunda durmayan trenler gibi yanından geçip gidiyordu. (Nuria)

...

Umut insafsızdır ve vicdanı yoktur. (Nuria)

...

Belki de çok fazla yazmak senin her zaman bir dostun olarak kalacağıma tek umudumun, tek gerçek umudumun sen olduğuna beni inandırmayı başardı. (Nuria)

...

Hatırlandığımız sürece hayatta kalırız. (Julian Carax)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu yazıyla, fotoğrafla, şiirle, eserle ilgili düşünceni yazman beni ancak sevindirir! Duam şu: Yorumlayan yorulmasın! :)