Türkan (Tek ve Tek Başına)
Künye: Ayşe KULİN, Tek ve Tek Başına Türkan, Everest Yayınları, İstanbul, 2009.
Kitabı bir meslektaşımın ricasını kıramadığım için okumaya başladım. Ne yalan söyleyeyim, ne para verirdim böyle bir kitaba (Kaldı ki piyasada yalnızca 5 TL'den satılıyor.) ne de okumak için zamanımı ayırırdım. Hatır için çiğ tavuk yenir ya, bizimki o hesap!
Kitap bir anı-roman imiş efendim. Daha ilk baskısında 100 bin adet basılması ne derece iddialı bir yapıt'la karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor!
Benim kısa kısa tespitlerim şunlar:
- Kitap, yaklaşık 100. sayfaya kadar romantik havada, Ali'nin Türkan'a olan -sanırım platonik- aşkı çevresinde devam ediyor. Buralar bence kitabın en zevkli kısımları. Bu minval üzre devam etseymiş kitap, modern bir Leyla ile Mecnun öyküsü kotarılırmış.
- Kitapta ara ara, damardan, Türkan'ın nasıl muhafazakâr bir aileden geldiği, Türkan'ın Tanrı inancı vs. işleniyor. Zihnimizdeki kimi "önyargılar" kırılmaya çalışılıyor.
- Kitabın dili çok yalın, hatta neredeyse ilköğretim çocuklarının anlayabileceği düzeyde. Bu, kitabı anlaşılır kılıyor ama üsluptan kaybettiriyor. Ama sonuçta ideolojik tarafı bulunan kitaplarda, anlaşılmak için başvurulacak güzel bir yöntem.
- Üslup demişken. Türkan'ın mektuplarından yapılan alıntılara baktığımızda Ayşe Kulin'in üslubundan daha hoş bir üslupla karşılaştığımı söylemeliyim.
- Kitapta benim Türkân diye bildiğim isim sürekli -kapak dâhil- Türkan olarak yazılmış. Belki de Saylan'ın tercihidir bu. Şimdi baktım da Saylan kendi kitaplarında da düzeltme işareti kullanmamış adında.
- Kimi yazım yanlışları can sıkıyor. Düzelti işine gereken önem verilmemiş dedirten cinsten yanlışlar var. Ben bir tanesini söylüyorum: 128. sayfada Marko Paşa adı Makro Paşa şeklinde yazılmış. Bilgisayar çağında Marko Paşa Makro olup çıkıvermiş karşımıza.
- Kitap bir aklama kitabına dönüşmüş özellikle son bölümlerde. Gözümüzde bir "azize" yaratılmak istenmiş. Örnek bir iki cümle:
ali@ soruyor: Peki özellikle 2001'de başlayan YÖK üyeliği döneminizde de "başörtüleri" sebebiyle dışlanmış öğrencilere, kişilere de yüreğinizi açmış mıydınız? Yoksa onların dışlanmasına değişik şekillerde katkıda mı bulunmuştunuz?
"Her insan kendi bedeninden sorumlu muydu? Evet!" s. 201
ali@ soruyor: Peki "başörtülüler" kendi bedenlerinden sorumlu değiller miydi? Onların başlarından sorumlu olduğunuzu size hangi bilimsel sebepler fısıldadı acaba?
- Kitapta sayıca çok olmasa da hoşuma giden cümleler de oldu:
"Bir hekimin en büyük ödülünün manevi getiriler olduğuna inanırım. Para kazanmak, zengin olmak istemek çok güzel bir duygu ama bunu isteyenler ticaret yapmalı." s. 225
SONUÇ:
Kitap Türkan'ın mektuplarından ağırlıklı olarak yararlanılarak yazılmış ideolojik aklama kitabı. Bu sanırım, müteveffanın ölümüne yakın zamanlarda -kitabın son bölümlerinde de değinilen- yaşadığı polisiye vakalardan kaynaklanıyor. Toplumun bir kesiminin zihninde onunla ilgili olarak oluşmuş bulunan "olumsuz yargılar" varsa onlar silinmeye çalışılıyor. Bu şekilde başarılı olunabilir mi, orası meçhul.
Kişisel görüşüm:
Türkan'ın, cüzam hastalığıyla ilgili olarak Türkiye'de yapıp ettikleri başlıbaşına bir çalışmanın konusu olmaya layık görünüyor. Keşke Türkan, belleklerimizde sadece dürüst bir "bilim kadını" kimliğiyle yer etseydi!
ali@ Read more...
